Londra’dan Dublin’e Beş Başkent – 2: İngiltere ve Galler


13. yüzyılda üniversitesinin kurulmasından bu yana Oxford, takip eden senelerde İngiltere’nin en önemli kültür ve turizm merkezlerinden biri olmuştur. Bunda, dünyadaki üniversiteler arasında mimari açıdan önde gelenlerinden biri olmasının yanında Harry Potter gibi edebiyat eserlerinin de payı büyüktür. Dünyaca ünlü Alice Harikalar Diyarında adlı eserin kahramanı Alice, Oxford’taki Christ Church Koleji Dekanı’nın kızı Alice Liddell’den ilham alınarak yaratılmıştır. Oxford’un bu birikimi, Hitler’i de etkilemiş olacak ki İkinci Dünya Savaşı’nda İngiltere’yi işgal için bombalarken Oxford’a kesinlikle dokunulmaması talimatını verir, çünkü Oxford’u Alman İmparatorluğu’nun başkenti yapmak istemiştir. Amerikalılar’ın kültürel özellikleri nedeniyle Kyoto yerine Nagasaki’yi bombalaması gibi bir sebepten ötürü Oxford, 13. yüzyıldaki mimari dokusuyla günümüze gelebilmiştir. Stradivari’nin kemanı, Guy Fawkes’un lambası gibi değişik eserlerin sergilendiği, dünyanın ilk müzesi (1683) Ashmolean Müzesi de Oxford’ta gezilebilir.

Yaklaşık gezi rotası...

Yaklaşık gezi rotası…

Üniversitenin ilk kurulduğu yıllarda, kasaba halkı üniversitelilerin ahlaksızlık ve düzensizlik getireceğini (!) öne sürerek epey bir sorun çıkarmışlar. Bu durum öğrencilerin darp edilmesine kadar gitmiş. Bundan muzdarip bazı öğrenci ve öğretmenler de çareyi Cambridge’e giderek yeni bir okul kurmakta bulmuşlar. Çağdaş düşüncemizle üniversitenin modern bir eğitim verdiğini, yöre halkının ise muhafazakar olduğunu düşünebiliriz, fakat unutmamalıyız ki önceki çağların “çağdaşlığı” günümüzün anlayışından farklı… Nitekim Oxford Üniversitesi’nde 1870li yıllara kadar kadınların üniversiteden derece almaları imkansızken yine de derslere katılmalarına izin veriliyordu. Kadınlar ancak 1920li yıllardan itibaren Oxford’tan derece almaya başlamışlardır.

DSC_8141

20140730_131809

Oxford tamamen bir üniversite şehri görünümünde…

Dünya tarihinde önemli bir yere sahip olan İngiliz politikacı Winston Churchill, rivayete göre Oxford civarındaki Blenheim Sarayı’ndaki bir dans etkinliği sırasında tuvalette doğmuştur. Bu durumu kendisine soranlara ise meşhur nüktedanlığıyla “çok eskidendi, hatırlamıyorum” diyerek soruyu geçiştirmiştir. İki kez başbakanlık koltuğuna oturan, hobi olarak tarih yazarlığı, resim ve duvar örme (!) gibi uğraşları bulunan Churchill çocukluğundan beri pelteklik rahatsızlığından muzdarip olmasına karşın bu durumu lehine çevirebilmek için dersler almış ve kalabalığa hitap etmeden önce alıştırma yapmıştır. O kadar ki, bu yaptığı ünlü konuşmalarının derlenmesiyle 1965’te İngiliz müzik listelerine iki kez giriş yapabilmiştir! İlginçtir ki Çanakkale Savaşları sırasında Deniz Kuvvetleri Komutanı olarak İngiliz işgalini planlamış, fakat Türkler’in bu derece kuvvetli bir direniş göstereceğini beklemediğinden bu durum kendisinin o zamanki kariyerine mal olmuştur. Siyasi hayatı boyunca iki savaş gören ve askerlikten siyasete geçişi avantaja dönüştüren ünlü politikacı, Hitler’in Fransa’yı işgal ettiği gün ilk kez başbakan olmuş, İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru, her ne kadar Sovyet Rusya ile Naziler’i yenilgiye uğratan ittifak devletleri arasında olsa da bir karşı saldırı ile Sovyetler’e saldırmayı da planlamıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarında İngiltere savaşı kazanmasına rağmen ilk genel seçimlerde Churchill’in Muhafazakar Parti’si iktidardan düşmüş, kendisi bu durumu “işte uğruna savaştığımız demokrasinin gereği budur” diyerek olgunlukla karşılamıştır. Siyaset hayatında oldukça deneyimli olan Churchill, ilginçtir ki Nobel Ödülü’nü 1953 yılında edebiyat alanında kazanmıştır. Dünyanın değişik yerlerinde bilfiil savaşmış bir liderin karşısına bir Atatürk çıkarmak da bizim şansımız olmuş sanırım.

Churchill'in ünlü konuşması Tren Müzesi'nde kağıda dökülmüş...

Churchill’in ünlü konuşması Tren Müzesi’nde kağıda dökülmüş…

İngiltere’de harcayacağınız zaman kısıtlı ve fotoğrafla ilgileniyorsanız, Londra’nın yanında vakit geçirmenizi tavsiye edebileceğim yerler Bath ve civarındaki Cotswolds olarak adlandırılan yerlerdir. Bath adını Romalılar zamanında kurulan hamamlardan almaktadır. Fakat şehrin Romalılar öncesinde de var olduğu, hatta Keltler’in Su Tanrıçası’nın yaşadığı yer olduğu ve iyileştirici özelliği olan bir suyu sağladığına yönelik rivayetler de mevcuttur. Yine bu şehirde Bath Spa adında bir termal su kaplıcası bulunmaktadır ki özellikle tatil günleri dolar taşar. UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine belli başlı turistik merkezleri ile değil tüm şehir olarak girmiştir. İngiltere’nin diğer yerlerinden farklı olarak yörede çıkartılan sarı renkli “Cotswolds Taşı” gerek bu şehirde gerekse civar köylerde sıklıkla kullanılmıştır. Şehir tamamen yürüyerek gezilebilecek nitelikte olduğundan bir tam günde oldukça güzel fotoğraf manzaraları yakalanabileceğini düşünüyorum. Eğer Bath’e kadar geldiyseniz, Shakespeare’in doğum yeri Stratford-upon-Avon’ı ve güzel fotoğraf manzaraları sunan, Gloucester ve Cheltenham gibi yöreleri de içeren Cotswold Bölgesi’ni gezmeden dönmemenizi tavsiye ederim. Bir günlük bir tura sıkıştırmak yerine sakin sakin gezebileceğiniz iki veya üç günlük bir tur eminim arşivinize güzel fotoğraflar katacaktır.

Londra’nın keşmekeşinden sonra Bath eminim ilaç gibi gelecektir…

Doğrunun, değişmez gerçeklerin her zaman daha güçlü bir argümana ve çürütmeye tabi olduğu günümüzde medeniyet de yavaş yavaş insanlık tarihinin en ileri aşamasında olduğumuzu düşünmekten sıyrılıyor gibi… 5000 yıllık tarihiyle Stonehenge, İngiltere’nin popüler ziyaret noktalarından biri. Sonuçta açık bir arazide dikey olarak yerleştirilmiş taşlardan başka bir şey olmasa da, bu taşların yapısının bölgede bulunmayan taşlar olması (binlerce kilometre uzaklıktan getirilmiş, o zamanın şartlarıyla imkansıza yakın) ve dairesel olarak yerleştirilen taşların bir gözlemevi olmasından büyücü Merlin’in inşa ettiği bir tapınak olmasına kadar çeşitli rivayetler de bu yöreye gizem katıp her yıl binlerce turisti çekiyor. Cotswolds’a kadar gelmişken ünlü Stonehenge’i de ziyaret etmeden gitmeyeceğinizi tahmin ediyorum.

Stonehenge yıl boyunca çeşitli gösterilere de ev sahipliği yapıyor.

Cardiff; Everest’e adını veren George Everest’in ve Kral Arthur’un memleketi Galler’in başkenti… Yarı-bağımsız bir statüde olan ve bizim daha çok prensesinin skandalları ve ölümü ile hatırladığımız Galler’in en büyük şehri Cardiff’e Londra’dan yaklaşık iki saatlik bir tren yolculuğuyla varılabiliyor. Kentin ana caddesi Queen Street’ten başlayıp Cardiff Kalesi ve Cardiff Bay ile sonlanacak bir gezi şehirde toplam bir gününüzü alır. Bunun dışında fazla zaman harcamaya değecek bir yer gibi gelmedi bana (esasen kısıtlı bir sürede geliyorsanız gitmenize gerek olacağını bile sanmıyorum, eğer ki huzurlu bir emeklilik için kasaba bakmıyorsanız!). Kale merakınız da varsa Galler dünyada kilometrekareye en çok kalenin düştüğü ülke olduğundan sizi epey tatmin edecektir! Galliler her ne kadar İngiliz hâkimiyeti altında olsalar da ellerinden geldiğince kendi kültürlerine de sahip çıkmaya çalışıyorlar. Şehirde her İngilizce tabela, yazı veya uyarının yanında Galcesini de okuyabilirsiniz. Yine de kendi dilini konuşanların sayısının toplam nüfusa oranı %20 civarı. Eğer araziye çıkmak istiyorsanız Cardiff’in kuzey batısındaki Snowdonia Milli Parkı’nı ziyaret edebilirsiniz. Eğer burası da kesmediyse kuzeydeki Llanfairpwllgwyngyllgogerychwyrndrobwyllllantysiliogogogoch kasabasını ziyaret edebilirsiniz! Nasıl diye sormayın, ismini bir kerede söyleyemediğimden gidemedim…

Millennium Centre Cardiff Market

Emeklilik günleri için ideal bir kent Cardiff….

Bazı yerleri gezerken o yöreyle ilişkilendirilen şeyleri düşününce “hakikaten başka yerde olmazdı” diye düşündüğünüz olmuştur eminim. Anadolu türkülerini, bu türkülerin yazılıp okunduğu kentlerde dinlerken gelmişti aklıma bu düşünce… Aynı şeyi Liverpool’da da hissettim. Dünyaca ünlü müzik grubu Beatles’ın Yesterday gibi bir şarkısı, sanki dünyanın başka bir yerinde bestelenemezdi gibi geliyor bana. Pop müziğin başkenti olarak kabul edilen Liverpool’un sokaklarında yürürken ve yağmurunu yerken eminim sizin de beyninizin arka odalarında bu şarkı çalacaktır:

“Yesterday, all my troubles seemed so far away

Now it looks as though they’re here to stay

Oh, I believe in yesterday

Suddenly I’m not half the man I used to be

There’s a shadow hanging over me

Oh, yesterday came suddenly.

Why she had to go? I don’t know, she wouldn’t say

I said something wrong

Now I long for yesterday.

Yesterday love was such an easy game to play

Now I need a place to hide away

Oh, I believe in yesterday.”

DSC_8302

Albert Docks, Beatles ve Liverpool…

Bir liman şehri olan Liverpool’da ünlü Albert Docks’taki denizcilik ürünleri satan mağazaları gezebilir, Kölelik Müzesi (sanayinin gelişmiş olması sebebiyle köle ticaretinin de epey yaygın olmasından dolayı bu müzeyi burada kurmuşlar sanırım) ve Merseyside Denizcilik Müzesi’ni ziyaret edebilirsiniz. Yine liman tarafında Beatles için hazırlanan müze benzeri yeri de ziyaret edebilirsiniz. 1962 yılında örnek bir kayıt gönderdikleri Decca Studios’un sahibinin haklarında “müziklerini pek beğenmedim, zaten gitarla yapılan şarkılar da ölmek üzere” şeklinde bir laf ettiği Beatles kentin içerisine öyle işlemiş ki sokaklarda gezerken “Beatles buradaydı” tarzı tabelaları sıklıkla görebilirsiniz; hatta kentin havaalanına bile John Lennon adını vermişler. Albert Docks’ta ayrıca Londra’daki Tate’nin bir galerisi de bulunuyor, gezebilirsiniz.

Stratford-upon-Avon'da bütün gününüzü sadece yürüyerek geçirebilirsiniz.

Stratford-upon-Avon’da bütün gününüzü sadece yürüyerek geçirebilirsiniz.

Liverpool’da yaşayan insanlara ve onların şivelerine “scouse” veya “scouser” adı veriliyor. Yine aynı isimde, Birinci Dünya Savaşı sırasında yiyecek bulamayan halkın icat ettiği bir çeşit türlü yemeğini de tadabilirsiniz. Tahmin edeceğiniz gibi futbol Liverpool halkı için bir bağımlılık, bu yüzden Liverpool ve Everton takımlarıyla ilgili eşyalar hemen hemen her yerde… Yine bu takımların stadları da ziyaretçilere açık.

Liverpool Katedrali

Liverpool Katedrali

Londra dışındaki gezdiğim tüm kentlerde akşam 6’dan sonra hayat sanki bitiyor. Şu meşhur “Avrupa’nın yaşlanan nüfusu”nu İngiltere’de yakınen görmek mümkün. Bu yazının hazırlandığı zamanlar, İngiliz hükümeti göçmenlik karşıtı bir çok aksiyon almak üzereydi. Her ne kadar iş hayatında önemli bir katma değerin üreticisi olsalar da göçmenler söz konusu olunca İngiltere’de bir muhafazakarlık baş gösteriyor. Beyaz İngilizler’in nüfus olarak azalması dolayısıyla bu durumun etkileri daha uzun süre konuşulacağa benziyor. Londra’nın dışına çıktıkça o kozmopolit ortam yerini daha yerel insanlara ve tatlara bırakıyor.

York ve Tren Müzesi...

York ve Tren Müzesi…

Edinburgh’ya doğru yapılan her gezi mutlaka York’ta nefes alır. Kuruluşundan bugüne çeşitli zamanlar işgalin ve yıkımın merkezi olan York’ta Viking kültürü egemense de Roma ve Latin izleri de görülür. Hatta bizi ilgilendiren bir husus olarak İstanbul’a daha önceki adını veren 1. Konstantin, Roma İmparatorluğu’nun dışında taç giyen tek imparator olarak 360 yılında York’ta taç giymiştir. Kentte kendisinin bir heykeli de bulunmaktadır. Yine de York’taki hâkim Viking kültürü turistik eşyalardan kentin popüler publarına kadar her yerde hissedilebilir. Konuşulan aksan da Newcastle’dan sonra Vikingler’in aksanına en yakın İngilizceymiş. Ortalama bir günlük bir sürede, yapımı 250 yıl süren York Katedrali’ni, Castle Museum’u, Yorkshire Museum’u, açıkta satılan etler kokmasın diye birbirine oldukça bitişik evlerden ve dar bir sokaktan oluşan Shambles’ı (ki Avrupa’nın en eski pazarı diyebiliriz, 11. yüzyıldaki eserlerde bile buradan bahsedilir) ve eğer trenlere ilginiz varsa Tren Müzesi’ni gezebilirsiniz (bu müzeler belli başlı müzeler, yoksa kentte 30 civarı müze mevcut!). Kentin Orta Çağ’dan kalma daracık sokaklarında gezerken; esasen Yorklu bir protestan olan fakat sonradan din değiştirerek katolik kilisesine biat eden ve 5 Kasım 1605 yılında İngiliz Parlamentosu’nu havaya uçurmaya teşebbüs eden Guy “Guido” Fawkes’un evine rastlayabilirsiniz. İngiltere’nin diğer yerlerinde olduğu gibi York’ta da antika eşya satan dükkanlar revaçta…

Cardiff Kalesi’nden görüntüler… En son karede tanıdık bir hikaye mi anlatılıyor ne?

1 comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: