Arşiv

Author Archives: Murat Yoluker


Daha çocukluğumdan başlayarak yatırım kavramının içerisinde yoğruldum. Kapalıçarşı’da atölyeler ve sarraflar arası çalışan ve umarsızca ıslık çalarak cebinde birkaç kilo altın taşıyan çocuklardandım. Mark ve florinin tedavülde olduğu, insanların söze güvenerek tomarla para ve altın alışverişi yaptığı ve her şeyin daha basit olduğu zamanlardı. Pratik deneyimin yanına teorik bilgi de gelmeye başlayınca dünyam değişti, Matrix’teki Neo’nun her şeyi sayısal algılaması gibi çevremde olup bitenleri yatırım gözüyle incelemeye başladım. Kendi gözümle görene kadar ise İtalya’nın neden bu kadar popüler olduğunu anlamamıştım. Şehirleri dünyada en çok turist çeken yerlerden olan bu ülkeyi ziyaret edince bunun nedenini anladım: Dünyanın en çok sömürülen kavramı din ve aşk… İkisinin de membası İtalya…

Ponte Pietro’dan Adige Nehri ve Verona

Sadece bu iki soyut kavramla değil, biz bankerler için de her şey İtalya’da başladı. Dünyanın en büyük bankası (!) ve ilk bankasının yer aldığı ülkenin resmi dili, çoğu bankacılık teriminin de kaynağı… Yolculuk için yaptığım çalışmada, kendi çocukluğuma ait yukarıdaki anıların bir zamanlar İtalya’da da yaşandığını ve bir mesleğin doğduğunu bu vesileyle öğrendim.

Read More


Ülkemizde önemi, son yıllarda gündeme oturan “kara paranın aklanmasının önlenmesi” ve “terörizmin finansmanının önlenmesi” haberleriyle yeni yeni kavranan bir meslek olan mevzuata uyum (compliance), aslında dünyada en rağbet gören mesleklerden biridir. Finansal kuruluşlar başta olmak üzere düzenlemeye ve denetime tabi kuruluşların, tabii oldukları mevzuata ne derece uyduklarını kontrol eden ve bu kuruluşların tüm operasyonlarıyla ilgili mevzuata uyumu sağlamaya çalışan uyum görevlileri, günümüzde başta finansal kuruluşlardan sağlık sektörüne, perakendeden enerji kuruluşlarına giderek daha da önem kazanmaktadır. Kariyerine finansal kuruluşların uyum birimlerinde yön vermiş biri olarak, kariyer hedefleri konusunda kararsız genç arkadaşlara ve mesleğe henüz adım atmış meslektaşlarıma yön göstermek için bu yazıyı yazmak istedim. Read More


Britanya Adası’ndan İrlanda Adası’na geçiş için uçak yolculuğu yapabileceğiniz gibi iki saatlik bir feribot yolculuğu da yapabilirsiniz. Oldukça keyifli ve havadar bu yolculukta yiyecek içecek servisleri de mevcut. Kaldığımız Edinburgh’dan Belfast’a kadar feribot ve otobüs yolculuğu şeklinde bilet aldık. Otobüs bizi Edinburgh Terminali’nden alıp feribotun kalkacağı Ayr’a kadar getirdi, daha sonra feribotun yanaştığı Belfast’tan da şehir merkezine kadar başka bir otobüs bizi getirdi. Saat sabahın altısı olmasına rağmen Ayr denen yerde ancak çocukluğumuzda ilkokuldaki resim derslerinde çizdiğimiz türden manzaraları hayal meyal hatırlıyorum, belki siz burada daha çok vakit geçirmek istersiniz.

Kraliçe Viktorya'nın eşi Albert ölünce, Kraliçe tüm İngiliz İmparatorluğu'nda yas ilan etmiş ve kapıların siyaha boyanmasını emretmiş. İrlandalılar ise bu emre pek uymamış gibi...

Kraliçe Viktorya’nın eşi Albert ölünce, Kraliçe tüm İngiliz İmparatorluğu’nda yas ilan etmiş ve kapıların siyaha boyanmasını emretmiş. İrlandalılar ise bu emre pek uymamış gibi… Tabii bu sadece bir rivayet…

Read More


Evrim Teorisi’ne inanır/dayanır mısınız bilemiyorum, fakat hayat yolunda bir süre yürümüşseniz çevrenizdeki hayat tarzından iş yapış şekillerine, teknolojiden insan ilişkilerine birçok şeyin aslında bir evrim sürecinden geçtiğini fark etmişsinizdir. Geçtiğimiz yüzyılın başında insanlara söyleseniz muhtemelen deli olarak adlandırılacağınız bir hayat tarzı şimdilerde iyice içimize işlemekte, fakat bundan da ötesi rahatlıkla hayal edilebilmektedir. İnsanlık tarihi son 50 yılda, daha önceki tüm gerçekleştirmelerinin üstüne kat kat çıkmışken yaşadığımız yıllarda çok önemli bir döngünün de kırılmakta olduğu aşikâr gibi duruyor.

Read More


“Tüm insanlık tarihi boyunca medeniyete katkısı İskoçlar’dan fazla olan tek millet olsa olsa Yunanlılar’dır” demiş Winston Churchill.

Yazı dizimin birinci bölümünde de belirttiğim gibi 1707 yılına kadar bağımsızlığını korumuş olan İskoçya, daha sonrasında İngiliz Krallığı ile birleşmiştir. Bundan önce ise en dikkat çekici olay, varis bırakmaksızın 1286’da ölen İskoç Kralı III. Alexander ve sonrasında Norveçli Bakire olarak adlandırılan ve tahta henüz dört yaşındayken çıkarılan torunu Margaret’tir (bu olay İskoç tarihinde The Great Cause olarak adlandırılıyor). Krallığı boyunca İngiliz baskılarına karşı koymayı başaran III. Alexander’ın yokluğunda İskoç soylular, Margaret büyüyene kadar geçici bir hükümetle durumu idare etmeye çalışsa da İngiliz Kral Edward bu durumdan yararlanmak için Margaret’i oğluyla evlendirmek ister fakat kaderin garip bir cilvesi ile Margaret, Norveç’ten İskoçya’ya dönerken yolda hastalanır ve ölür. Bu durumda tahta kimin aday olacağı hususunda bağımsız bir hakemin karar vermesini isteyen İskoç soylular, kümesi tilkiye emanet ederek İngiltere Kralı I. Edward’ı bağımsız hakem olmak üzere davet ederler. Fakat I. Edward bu durumdan faydalanmak için büyük bir orduyla sınıra gelir ve John Balliol’u İngiltere’ye bağlı İskoçya’nın hükümdarı olarak atadığını belirtir. Bundan sonra ise esas karışıklık Balliol’un İngiltere’ye vergi vermekten vazgeçerek savaşmaya karar vermesi ile başlar. Bu sırada hepimizin Cesur Yürek olarak tanıdığı William Wallace tarih sahnesine girer. İngilizler tarafından öldürülen babası, ağabeyi ve karısı nedeniyle onlardan nefret eden Wallace, İskoç bağımsızlığının da temel taşı olmuştur.

Read More


13. yüzyılda üniversitesinin kurulmasından bu yana Oxford, takip eden senelerde İngiltere’nin en önemli kültür ve turizm merkezlerinden biri olmuştur. Bunda, dünyadaki üniversiteler arasında mimari açıdan önde gelenlerinden biri olmasının yanında Harry Potter gibi edebiyat eserlerinin de payı büyüktür. Dünyaca ünlü Alice Harikalar Diyarında adlı eserin kahramanı Alice, Oxford’taki Christ Church Koleji Dekanı’nın kızı Alice Liddell’den ilham alınarak yaratılmıştır. Oxford’un bu birikimi, Hitler’i de etkilemiş olacak ki İkinci Dünya Savaşı’nda İngiltere’yi işgal için bombalarken Oxford’a kesinlikle dokunulmaması talimatını verir, çünkü Oxford’u Alman İmparatorluğu’nun başkenti yapmak istemiştir. Amerikalılar’ın kültürel özellikleri nedeniyle Kyoto yerine Nagasaki’yi bombalaması gibi bir sebepten ötürü Oxford, 13. yüzyıldaki mimari dokusuyla günümüze gelebilmiştir. Stradivari’nin kemanı, Guy Fawkes’un lambası gibi değişik eserlerin sergilendiği, dünyanın ilk müzesi (1683) Ashmolean Müzesi de Oxford’ta gezilebilir.

Yaklaşık gezi rotası...

Yaklaşık gezi rotası…

Read More


Daha önceki yazımda, Türkiye Ekonomisi ile ilgili niceliksel sorunlara değinmiştim. Bu yazımda ise ekonominin daha çok “mali olmayan” parametrelerini incelemek istiyorum.

Ekonominin yıllardan beri süren sorunları, aslında yine yıllardan beri süren bir statükonun ve pragmatizmin de doğal bir sonucudur. Hepimiz ilkokul ve ortaokul çağlarında beynimize kazınan “Almanya yenilince biz de yenilmiş sayıldık”, “Türkiye kendi kendine yetebilen bir ülkedir” vs. gibi kavramlarla ve çevremizin düşmanlarla dolu olduğuna dair algılarla yetiştirildik. Öğretmen, okul müdürü, ve büyüklerimiz her zaman haklıydı, “Allah devlete zeval vermesin”di, şeriatın kestiği parmak acımazdı. Bütün bu kalıplar dâhilinde hiçbirimiz, bu savlara konu olan erkin neden erk olduğunu sorgulama zahmetine bile katlanmadık, çünkü böyle yetiştirildik. Eh, biraz mürekkep yalayınca ve hayatla ilgili deneyimlerimiz artınca (ki deneyim kavramının da olumsuzluğa işaret ettiğini tahmin edersiniz, iyi deneyim diye bir şey var mıdır acaba?) ve hayatı sorgulamaya başlayınca aslında durumun bize anlatıldığı gibi olmadığını anladık. Bunun doğal bir sonucu olarak da Osmanlı’nın son dönemlerinde devleti kaçınılmaz sondan kurtarmak amacıyla “pan” la başlayan geçici siyasi akımlara sarılınması gibi, sabit ve üzerinde dikkatle düşünülmüş bir politikanın yokluğunda, düğün evinin tefçisi ölü evinin yasçısı misali konjonktürel dinamiklerin peşinden koştuk. Bir taraftan para kazanmayı, servet edinmeyi aşağılık bir işmiş gibi gören ulvi düşünceler, bir taraftan ulvi düşüncelerle taban tabana zıt pragmatik bir para kazanma hırsı… Kıymeti kendinden menkul her türlü girişimin ortak noktası, kimsenin çalışarak ve üreterek para kazanmanın ayıp olmadığını bize anlatmayışı…

Read More